Eğer bir gün karşınıza Aladdin’in Cin’i çıkar ve size “Dile benden ne dilersen”, derse elbette sağlık, para, kariyer vs.isteyin ama şu çok önemli şeyi de istemeyi sakın unutmayın…
Başarıda, başarısızlıkta, kendi hayatınızı değerlendirirken, başkalarının hayatlarına şahitlik ederden size eşlik edecek, nefes alıp verdikçe içinizde köklenecek özdeğer duygusundan bahsediyoruz.
Aladdin’in Cin’inden özdeğer istemeyi aman ha ihmal etmeyin!
Biraz iddialı konuşacağız ama kişide özdeğer duygusu gelişmediğinde ya da gelişmeyi bir yana bırakın, özdeğer duygusu eksilerdeyse, yani kişi kendini var oluşsal olarak değersiz, kıymetsiz, önemsiz hissediyorsa, etkileyici banka hesapları, imrendirici kariyer profilleri, evler, köşkler pek de mutluluk ve çok kıymetli olan hayattan tatmin olma hissini getirmeyecektir.
Ve inanın bize, bu söylediklerimiz sadece bir züğürt tesellisi değil.
Bir kişinin mutlu, huzurlu, tatminkâr bir hayat sürebilmesi için güçlü, dengeli bir özdeğer duygusuna sahip olması oldukça önemli.
Özdeğer Nedir?
Anlayışlar ve ölçüsü değişse de, insanlık tarihi boyunca dönemin özelliklerine göre şekillenen, belirgin bir güzellik, estetik anlayışı ya da başarılı ve başarısız olma kriteri olmuştur.
Özdeğer, bir diğer ismiyle özsaygı ise kişinin tüm yeteneklerinden, meziyetlerinden, dış görüntüsünden, görünebilir ve ölçülebilir başarılarından bağımsız olarak kendini adı üstünde değerli, önemli, saygıyı hak eden bir varlık olarak görmesi ve hissetmesidir.
Her birimiz, özelliklerimize göre yakın çevremiz ya da toplum tarafından onaylanabiliriz, onaylanmayabiliriz, yetersiz görülebiliriz, dışlanabiliriz ya da ayakta alkışlanabiliriz.
Tüm bunlar bizim egomuza iyi gelebilir, zarar verebilir.
Özdeğer ve Dış Dünya
Kendi değerimizi ‘dış dünyadan’ aldığımız tepkilerle ölçmemiz oldukça anlaşılır bir şey, çünkü Homo Sapiens olarak bizler sosyal varlıklarız.
Evrimsel olarak baktığımızda atalarımız toplumun parçası olarak hayatta kalabilmişler.
Bağlanma teorisi üstüne çalışan uzmanlara göre, bir bebek kendini, ilk önce, kendisine bakım verenlerin gözlerinde görür.
O gözler bizim ilk aynalarımız…
Peki bizim ilk gördüğümüz gözlerdeki temel duygu neydi acaba?
Uzmanlar bebeklerin ve çocukların duydukları, gördükleri her şeyi sorgusuz sualsiz kabul ettiklerini söylüyorlar.
Yani benlik duygumuz, kim olduğumuza dair ilk fikirlerimiz bizimle aynı evde büyüyor, gelişiyor.
Bu konuda bazılarımız şanslı olsa da hadi açık konuşalım, bazılarımız oldukça şanssız.
Bazı evlerde sevgi, ilgi görebilmek için başarılı olmak, o evin kurallarına göre yaşamak, evin beklentilerini karşılamak gerekli.
Şanslı olanlarımız ise tarihten kötü not alsa da, bazı çıkıntılıkları olsa da, toplumsal başarı kriterlerine ulaşmasa da sadece var oldukları için sevilirler, şefkat ve ilgi görürler.
Böyle evlerin çocukları dış kriterlere göre değil, kendi özelliklerine göre değerlendirilirler.
Onlara verilen sevgi şartlı şurtlu değildir; bu sevgi doğaldır, cömerttir, kendiliğindendir.
Bu sevgi varoluşu güçlendirir.
Güçlü, sıcak duygusu hayat boyu insanı sarıp sarmalar.
Bu sevgi özdeğer duygumuzun ilk temelidir.
Yolumuz biraz önce bahsettiğimiz gibi bir evden geçmediyse ya da türlü başka sebeplerden dolayı kendimize verdiğimiz değer hep dış dünya kriterlerinden geliyorsa, kendimizle olan ilişkimiz hep bir belirsizlik zemininde olacak demektir.
Çünkü dış dünya çok değişken, farklı görüşler, farklı akımlar, farklı fikirlerle dolu.
“İnsanlar bizi severse iyi hissedeceğiz.”
“Başarılı olursak mutlu olacağız.”
Değerli hissedebilmek için adeta devamlı alkışlanmamız gerekli.
Gelin görün ki böyle bir anlayış oldukça yorucu, tüketici ve bizi kendimizden uzaklaştıran bir anlayış ve bu anlayışla kendimizi dur durağı olmayan bir performans çadırında bulabiliriz.
Kim olduğumuza dair cevapları, kişiliğimize dair ihtiyaç duyduğumuz onayları çocukken pasif bir biçimde dışarıdan almamıza rağmen yetişkin yaşımızda bu sarmaldan kendimizi çıkarmak için adım atmak, kendi gerçeğimizle huzur içinde yaşamamızı sağlayacaktır.
Özdeğer duygusu sağlıklı bir yeterlilik duygusudur. Kişinin hayatını dolu dolu, istediği gibi yaşabilmesi için kendine izin vermesidir.
Gelin şimdi özdeğer duygusu güçlü olan insanların kişilik özelliklerine bir göz atalım:
Güçlü, sağlam bir özdeğer duygusuna sahip olan kişiler kendilerini yargılamazlar, mutlu, hafif, huzurlu ve verimli bir hayat sürebilmek için için kendilerini geliştirirler.
Çevrelerine ve kendilerine karşı yargılayıcı değil destekleyicidirler.
Hayatta zaman zaman başarılı, bazen de başarısız olacaklarını ve bu durumun doğal olduğunu kabul ederler.
Fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını net olarak görürler; bu ihtiyaçlarını doğallıkla karşılarlar.
Dünyadaki herkesin onayını alamayacaklarını bilirler.
Devamlı ilginin merkezinde olmakla ilgilenmezler; derinlikli ilişkiler kurmayı tercih ederler.
Enerjilerini devamlı dışa doğru akıtmazlar, enerjilerinin önemli bir bölümünü kendilerine saklarlar ki içeriden beslenebilsinler.
Sosyalleşme ve yalnız kalma arasında güzel, besleyici bir denge kurarlar.
Kendi değerlerini devamlı başka insanların onayında aramazlar.
Narsist değildirler, her şeyin en doğrusunu bildiklerini iddia etmezler. “En iyi” kavramına inanmazlar.
Her şeye ve herkese karşı saygı onlar için temel, her hareketlerine nüfuz etmiş, doğal bir anlayıştır.
Kendilerine gülebilir, kendileriyle dalga geçebilirler ama başkalarını güldürmek için kendilerini meze yapmazlar.
Kendilerini severler; zorlu duygulardan, durumlardan geçerken kendilerine sahip çıkarlar ya da sosyal destek almaya açıktırlar.
Ve son olarak özdeğer duygusu güçlü olan insanlar:
Aladdin’in Cin’inden Özdeğer İstemeyi Unutma!
Başarıda, başarısızlıkta, kendi hayatınızı değerlendirirken, başkalarının hayatlarına şahitlik ederden size eşlik edecek, nefes alıp verdikçe içinizde köklenecek özdeğer duygusundan bahsediyoruz.
Biraz iddialı konuşacağız ama kişide özdeğer duygusu gelişmediğinde ya da gelişmeyi bir yana bırakın, özdeğer duygusu eksilerdeyse, yani kişi kendini var oluşsal olarak değersiz, kıymetsiz, önemsiz hissediyorsa, etkileyici banka hesapları, imrendirici kariyer profilleri, evler, köşkler pek de mutluluk ve çok kıymetli olan hayattan tatmin olma hissini getirmeyecektir.
Ve inanın bize, bu söylediklerimiz sadece bir züğürt tesellisi değil.
Özdeğer Nedir?
Anlayışlar ve ölçüsü değişse de, insanlık tarihi boyunca dönemin özelliklerine göre şekillenen, belirgin bir güzellik, estetik anlayışı ya da başarılı ve başarısız olma kriteri olmuştur.
Özdeğer, bir diğer ismiyle özsaygı ise kişinin tüm yeteneklerinden, meziyetlerinden, dış görüntüsünden, görünebilir ve ölçülebilir başarılarından bağımsız olarak kendini adı üstünde değerli, önemli, saygıyı hak eden bir varlık olarak görmesi ve hissetmesidir.
Her birimiz, özelliklerimize göre yakın çevremiz ya da toplum tarafından onaylanabiliriz, onaylanmayabiliriz, yetersiz görülebiliriz, dışlanabiliriz ya da ayakta alkışlanabiliriz.
Tüm bunlar bizim egomuza iyi gelebilir, zarar verebilir.
Özdeğer ve Dış Dünya
Kendi değerimizi ‘dış dünyadan’ aldığımız tepkilerle ölçmemiz oldukça anlaşılır bir şey, çünkü Homo Sapiens olarak bizler sosyal varlıklarız.
Evrimsel olarak baktığımızda atalarımız toplumun parçası olarak hayatta kalabilmişler.
Bağlanma teorisi üstüne çalışan uzmanlara göre, bir bebek kendini, ilk önce, kendisine bakım verenlerin gözlerinde görür.
O gözler bizim ilk aynalarımız…
Peki bizim ilk gördüğümüz gözlerdeki temel duygu neydi acaba?
Neşe mi?
Mutluluk mu?
Endişe mi?
Korku mu?
Öfke mi?
Yoksa bakışlar donuk muydu?
Uzmanlar bebeklerin ve çocukların duydukları, gördükleri her şeyi sorgusuz sualsiz kabul ettiklerini söylüyorlar.
Bu konuda bazılarımız şanslı olsa da hadi açık konuşalım, bazılarımız oldukça şanssız.
Bazı evlerde sevgi, ilgi görebilmek için başarılı olmak, o evin kurallarına göre yaşamak, evin beklentilerini karşılamak gerekli.
Şanslı olanlarımız ise tarihten kötü not alsa da, bazı çıkıntılıkları olsa da, toplumsal başarı kriterlerine ulaşmasa da sadece var oldukları için sevilirler, şefkat ve ilgi görürler.
Böyle evlerin çocukları dış kriterlere göre değil, kendi özelliklerine göre değerlendirilirler.
Onlara verilen sevgi şartlı şurtlu değildir; bu sevgi doğaldır, cömerttir, kendiliğindendir.
Bu sevgi varoluşu güçlendirir.
Güçlü, sıcak duygusu hayat boyu insanı sarıp sarmalar.
Bu sevgi özdeğer duygumuzun ilk temelidir.
Yolumuz biraz önce bahsettiğimiz gibi bir evden geçmediyse ya da türlü başka sebeplerden dolayı kendimize verdiğimiz değer hep dış dünya kriterlerinden geliyorsa, kendimizle olan ilişkimiz hep bir belirsizlik zemininde olacak demektir.
Çünkü dış dünya çok değişken, farklı görüşler, farklı akımlar, farklı fikirlerle dolu.
Gelin görün ki böyle bir anlayış oldukça yorucu, tüketici ve bizi kendimizden uzaklaştıran bir anlayış ve bu anlayışla kendimizi dur durağı olmayan bir performans çadırında bulabiliriz.
Kim olduğumuza dair cevapları, kişiliğimize dair ihtiyaç duyduğumuz onayları çocukken pasif bir biçimde dışarıdan almamıza rağmen yetişkin yaşımızda bu sarmaldan kendimizi çıkarmak için adım atmak, kendi gerçeğimizle huzur içinde yaşamamızı sağlayacaktır.
Özdeğer duygusu sağlıklı bir yeterlilik duygusudur. Kişinin hayatını dolu dolu, istediği gibi yaşabilmesi için kendine izin vermesidir.
Gelin şimdi özdeğer duygusu güçlü olan insanların kişilik özelliklerine bir göz atalım:
Ve son olarak özdeğer duygusu güçlü olan insanlar:
Kendilerini bütünün bir parçası olarak görürler.
Ne daha önemli ne de daha önemsiz…
Bütünün doğal bir parçası olarak…